Hiçten AZ'izek
s. 399Cogito, din ve delilikten oluşan bu üçgen Foucault ile Derrida arasında geçen
ve her ikisinin de temelde cogito'nun içkin şekilde delilikle ilişkili olduğu öncülünü
paylaştığı polemiğin odak noktasıdır. Aradaki farksa şudur: Foucault’ya
göre cogito deliliğin dışlanmasına dayanır; Derrida’ya göreyse, cogito ancak
“deli” bir abartı (evrenselleşmiş şüphe) sayesinde ortaya çıkabilir ve bu aşırılık
ona halen damgasını vurmaktadır: Kendisini res cogitans olarak bir istikrara kavuşturmadan
önce, kendi kendisini şeffaf şekilde ortaya koyan düşünen özne,
yani cogito çılgın bir noktasal aşırılık olarak patlar.2
Foucault’nun başlangıç noktası deliliğin statüsü konusunda Rönesans’tan
Aklın klasik Çağ’ma (on yedinci yüzyılın başlarına) geçiş sırasında yaşanan temel
bir değişimdir. Rönesans boyunca (Cervantes, Shakespeare, Erasmus, vb.)
delilik insan tinine dair özgül bir fenomendi ve bu minvalde, peygamberler,
kendini kaptırmış kâhinler, azizler, palyaçolar, içine şeytan kaçmış kişilerle filan
aynı küme içinde yer alıyordu. Başlı başına bir hakikati olan anlamlı bir fenomendi:
Deliler kötülenseler bile, kutsal bir dehşetin ulaklarıymış gibi, korkuyla
karışık bir saygıyla muamele görüyorlardı. Fakat Descartes’tan itibaren delilik
dışlanmaya başlanmıştı; tüm çeşitleriyle birlikte, daha önce cüzzamın alanı olan
bir konumu işgal eder olmuştu. Yorumlanacak, anlamı soruşturulacak bir fenomen
değildi artık; kendisinden zaten emin olan, deli olamayacağına kani olan
bir tıbbın ya da bilimin iyi düzenlenmiş yasalarının ışığında tedavi edilecek bir
hastalıktan ibaretti. Bu değişim hem teoriyle hem de toplumsal pratiğin kendisiyle
alakalıdır: Klasik Çağ’dan itibaren, deliler belirli bir yere tıkılmış, psikiyatrik
hastanelerde hapsedilmiş, insan olmanın tüm haysiyetinden yoksun bırakılmış,
tıpkı bir doğa fenomeni gibi incelenip denetlenmişti. Historie de la folie adlı kitabında Foucault üç dört sayfayı Meditasyonlar’da
Descartes’ın cogito ergo suma vardığı pasaja ayırır. Bilginin mutlak surette kesin
temelini arayan Descartes temel yanılgı biçimlerini tahlil eder: duyuların
ve duyu algısının yanılgıları, deliliğin, rüyaların yanılsamaları. En sonundaysa
hayal edilebilecek en köklü yanılgıya, deneyimlediğimiz her şeyin doğru olmadığı,
evrensel bir rüyadan, kötü bir cinin (malin genie) tezgâhladığı bir yanılsamadan
ibaret olduğu hipotezine varır. Buradan hareketle, cogito’nun kesinliğine
(düşünüyorum) varır: Her şeyden şüphe edebilecek olsam da, gördüğüm her
şey yanılsama olsa da, tüm bunları düşündüğümden şüphe edemem, dolayısıyla
cogito felsefenin mutlak surette kesin başlangıç noktasıdır.


Yorumlar
Yorum Gönder