Ecco Homo II

VII 
 


–Kendi kendine kalınca hangi dili konuşur
böyle bir tin? Dithyrambos dilini. Bulucusu
benim dithyrambos'un. Zerdüşt'ün gün doğadan
önce kendi kendisiyle nasıl konuştuğunu bir dinleyin: Bu zümrütten mutluluğu, bu tanrısal
sevecenliği şakıyan dil yoktur benden önce.

Böyle bir Dionysos'un en derin yası bile gene dithyrambos olur; önek olarak Gece Türküsü'nü
veriyorum, –ışık ve güç bolluğu yüzünden,
güneş gibi yaratılmış olmak yüzünden
sevmeyişin o ölümsüz yakınmasını.
Gecedir: Yüksek sesle konuşuyor tüm fışkıran
çeşmeler şimdi. Ve benim ruhum da bir
çeşmedir fışkıran.
 

Gecedir: Yeni yeni uyanıyor sevenlerin
türküleri. Ve benim ruhum da bir sevenin
türküsüdür.
Dinmeyen, dinme bilmez birşey var içimde,
ses olmak istiyor.
İçimde sevgiye susamışlık var,
sevginin dilini konuşuyor kendisi.
Işığım ben: Gece olaydım keşke! Ama budur işte benim yalnızlığım, çepeçevre ışıkla sarılmış
olmam.
Ah, karanlık olaydım, gece olaydım! Nasıl
emerdim ışığın memelerinden!
Üstelik kutsardım bir de sizleri, ışıl ışıl
yıldızcıklar, ateşböcekleri göğün! O ışıktan
armağanlarınızla mutlu olurdum.
Ama öz ışığımla yaşıyorum ben, gene ben
içiyorum benden taşan alevleri.
Bilmiyorum almadaki mutluluk nedir; çoğu
zaman bana öyle geldi ki, çalmak daha da
büyük mutluluktur almaktan.
Budur benim yoksulluğum, elim durup
dinlemeden bağışlıyor; budur çekemediğim,
bekleyen gözler görüyorum hep, özleyişin
aydınlanmış gecelerini.
Vay, bağışlayanların mutsuzluğu, vay!
Güneşimin kararması! Vay susamaya susamış
olmak! Vay açlıktan kıvranmak doymuşluğun
içinde!
Gerçi benden alıyorlar: Ama elim ruhlarına
dokunuyor mu daha?
Bir uçurum vardır
vermekle almak arasında, –ve en küçük uçurumdur en zor kapanan.
Bir açlık büyüyor güzelliğimden:
Aydınlattıklarıma acı vermek istiyorum, soymak
istiyorum birşey bağışladıklarımı– hayınlığa
böylesine susamışım ben.
Doluluğum böyle bir öç kuruyor, böyle bir
kalleşlik sızıyor yalnızlığımdan.
Bağışlaya bağışlaya öldü bağışlamanın
mutluluğu; kendi bolluğundan bezdi erdemim!
Durmadan bağışlayan için tehlike, utanmayı
unutmaktır; hep dağıtan kimsenin elleri, yüreği
nasır bağlar dağıtmaktan.
 Gözüm yaşarmıyor artık yalvaranın utanması
önünde; sertleşen elim artık duymuyor o dolu
ellerin titreyişini.
Gözümde o yaş damlası nereye gitti,
yüreğimde o belirsiz ürperiş? Vay, yapayalnızlığı tüm bağışlayanların! Vay, tüm
ışıldayanların suskusu!
Issız uzayda nice güneş dönüyor: Karanlık
ne varsa, hepsine konuşuyorlar ışıklarıyla –
yalnız bana susuyorlar. Işıyanlara karşı budur düşmanlığı ışığın:
 Acımadan gider kendi yoluna.
Işıyanlara karşı katı yürekli, güneşlere karşı
soğuk– böyle döner her güneş.
Bir kasırga gibi döner güneşler yörüngeleri
üzerinde.
Amansız istemlerine uyup giderler: Budur
soğukluğu onların.
Yalnız sizler, ey karanlık, ey gecesel olanlar,
siz ısınırsınız onların ışığında! Yalnız siz
susuzluğunuzu dindirirsiniz, emersiniz ışığın
memelerinden!
Ah, dört bir yanım buz; donmuş şeylere
değmekten yanıyor elim! Ah, içimde susuzluk
var, sizin susuzluğunuz için yanıp tutuşuyor.
Gecedir: Neden böyle ışığım ben! Geceye
susamışlık!
Yalnızlık!
Gecedir: Bir pınar gibi kaynıyor içimden
isteğim, –konuşmak istiyorum.
Gecedir: Yüksek sesle konuşuyor tüm
fışkıran çeşmeler şimdi. Ve benim ruhum da bir
çeşmedir fışkıran.
Gecedir: Şimdi uyanıyor işte sevenlerin
türküleri. Ve benim ruhum da bir sevenin türküsüdür.
 
Bilseniz, nasıl bir yontu taşta benim için, o
yontular yontusu! Ah, taşların en sertinde, en
çirkininde mi uyumalıydı böyle!
Azgınca vuruyor şimdi çekicim, acımadan
vuruyor onu tutsak eden taşa. Yongalar
savruluyor:
Varsın savrulsun!
Onu tamamlayacağım;
bir gölge geldi
göründü çünkü bana,
–tüm şeylerin en eşsizi, en
tüy gibisi göründü bana bir kez!
Gölge olup geldi bana üstinsanın güzelliği:


 Bundan böyle bana ne...
 tanrılardan!..

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar