Deborah I
Deborah Blau birden özgürlükten koptu,
tepesi üstü yuvarlanarak çarpışan iki dünyanın
arasında kalıp paramparça oldu. Daha önceleri
de hep olduğu gibi, garip biçimde sessiz bir
parçalanmaydı bu. Çok canlı bir varlık olduğu
dünyada, gökyüzündeki güneş ikiye bölündü,
toprak infilâk etti; Deborah’ın gövdesi
parçalandı, dişleriyle kemikleri çatlayıp
darmadağın oldu. Hayaletlerle gölgelerin
yaşadığı öteki dünyadaysa, bir araba bir
yerlerden sapıp eski, kırmızı-tuğlalı bir binanın
önüne gelmişti. Victoria dönemi mimarisini
yansıtan, yıkık dökük ve ağaçlarla çevrili bir
binaydı bu.
-Doktor kısaca şöyle düşündü: Acı-şoku –bir kız
evladın ampütasyonu.
-Deborah’ın şu anda bulunduğu ve Yr ile
Şimdi arasında yer alan Aradünya’nın
boşluğunda. Koro canlanmaya başlamıştı.
Koro’nun üyeleri birazdan sövgü ve hakaret
yağdıracak, onu her iki dünyaya karşı da
sağırlaştıracaktı.
-Bir uzman,
diyerek güldü Düşen Tanrı Anterrabae.
Deborah sonsuza değin sürecek bir düşüş
içinde olan Anterrabae’yle birlikte gitgide daha
aşağılara doğru inerken ona, N’olur, ben de
seninle geleyim, diye yalvardı.
Haydi gel bakalım, dedi Anterrabae. Ateşten
yapılmış saçları düşüşün yarattığı esintiden
hafifçe kıvrılmıştı.
-“Aber werın wir… Başarırsak…” diye
mırıldandı anadilinden kurtulmaya çalışarak,
“daha yaşanacak güzel yıllar…”
-Bazen, iki dünya birbirinden
yalnızca bir tül perdeyle ayrılıyormuş gibi,
Yr’den bakıp “gerçekliği” görebiliyordu. Böyle
anlarda adı Januce oluyordu; kendini iki yüzü –
her iki dünyada ayrı bir yüzü– olan bir Janus
[2]
gibi duyuyordu. Okulda da karşılaştığı ilk sorun,
bu adı açık etmesi yüzünden ortaya çıkmıştı. O
sıralarda Deborah Gizli Takvim doğrultusunda
yaşıyordu (Yr, zamanı dünyanın ölçtüğü
biçimde ölçmüyordu)
-O anda, kara tanrı Lactamaeon’dan bir inilti
ve sonsuza dek sürecek gizli yargılarla, ardı
arkası kesilmeyen sövgüler yağdıran bütün
öğretmenlerinin, akrabalarının ve okul
arkadaşlarının bir araya gelmiş görüntüleri olan
Koro’dan da alaycı bir kahkaha sesi geldi.
Sonsuza dek, deli kız! Sonsuza dek, tembel
kız!
tepesi üstü yuvarlanarak çarpışan iki dünyanın
arasında kalıp paramparça oldu. Daha önceleri
de hep olduğu gibi, garip biçimde sessiz bir
parçalanmaydı bu. Çok canlı bir varlık olduğu
dünyada, gökyüzündeki güneş ikiye bölündü,
toprak infilâk etti; Deborah’ın gövdesi
parçalandı, dişleriyle kemikleri çatlayıp
darmadağın oldu. Hayaletlerle gölgelerin
yaşadığı öteki dünyadaysa, bir araba bir
yerlerden sapıp eski, kırmızı-tuğlalı bir binanın
önüne gelmişti. Victoria dönemi mimarisini
yansıtan, yıkık dökük ve ağaçlarla çevrili bir
binaydı bu.
-Doktor kısaca şöyle düşündü: Acı-şoku –bir kız
evladın ampütasyonu.
-Deborah’ın şu anda bulunduğu ve Yr ile
Şimdi arasında yer alan Aradünya’nın
boşluğunda. Koro canlanmaya başlamıştı.
Koro’nun üyeleri birazdan sövgü ve hakaret
yağdıracak, onu her iki dünyaya karşı da
sağırlaştıracaktı.
-Bir uzman,
diyerek güldü Düşen Tanrı Anterrabae.
Deborah sonsuza değin sürecek bir düşüş
içinde olan Anterrabae’yle birlikte gitgide daha
aşağılara doğru inerken ona, N’olur, ben de
seninle geleyim, diye yalvardı.
Haydi gel bakalım, dedi Anterrabae. Ateşten
yapılmış saçları düşüşün yarattığı esintiden
hafifçe kıvrılmıştı.
-“Aber werın wir… Başarırsak…” diye
mırıldandı anadilinden kurtulmaya çalışarak,
“daha yaşanacak güzel yıllar…”
-Bazen, iki dünya birbirinden
yalnızca bir tül perdeyle ayrılıyormuş gibi,
Yr’den bakıp “gerçekliği” görebiliyordu. Böyle
anlarda adı Januce oluyordu; kendini iki yüzü –
her iki dünyada ayrı bir yüzü– olan bir Janus
[2]
gibi duyuyordu. Okulda da karşılaştığı ilk sorun,
bu adı açık etmesi yüzünden ortaya çıkmıştı. O
sıralarda Deborah Gizli Takvim doğrultusunda
yaşıyordu (Yr, zamanı dünyanın ölçtüğü
biçimde ölçmüyordu)
-O anda, kara tanrı Lactamaeon’dan bir inilti
ve sonsuza dek sürecek gizli yargılarla, ardı
arkası kesilmeyen sövgüler yağdıran bütün
öğretmenlerinin, akrabalarının ve okul
arkadaşlarının bir araya gelmiş görüntüleri olan
Koro’dan da alaycı bir kahkaha sesi geldi.
Sonsuza dek, deli kız! Sonsuza dek, tembel
kız!



Yorumlar
Yorum Gönder