Eckhart'ın İç Yalnızlığı, Acısı, Tanrısı

Meister Eckhart, Tanrı ve İnsan

Susmalısın ve Tanrının etkinlik göstermesine ve konuşmasına izin vermelisin eğer ruhun tüm güçleri bütün yaratılmaktan ve tasavvur etmekten yalıtlanmışsa ancak o zaman Tanrının bu sözü duyulur: Bunun için o yüce kişi şöyle demiştir: Susmanın ortasında tanrısal söz bana söylemiştir ve bu yüzden bütün ruh güçlerini büsbütün bir araya getirirsen ve her keresinde içine aldığın bütün nesnelerden ve tasavvurlardan kendini sıyırırsan ve onları unutabilirsen ve böylece bütün yaratılış olanı aklından çıkarırsan, bu söz için o derece çok daha alıcı olursun ve ona daha yakın bulunursun.















Bu tam bir dinginlik ve bütün bir sessizlik olmayacaktır. Buna karşı şu açıklamada bulunayım: Eğer kendini, kendinden kesin kes sayarsan ve tüm nesnelerden ve bütün niteliklerden her tarzda kurtarırsan ve kendini Tanrıya teslim edersen ve bütün sadakatinle ve sevginle onunla birleşirsen ve özveride bulunursan, bu takdirde içinde o doğacak olan ve sana yaklaşacak her şey o isterse dışta, isterse hoşa giden bir şey ya da acı, ekşi ya da tatlı olsun bütün bunlar bir arada senin malın değildir, hepsi de Tanrıya aittir, onlar kendini iştiyakla verdiğin Tanrınındır. Tanrı ruhta doğuşunu ve sözünü kemale (olgunluğa) erdirirse ve ruh onu kabul eder ve güçleriyle bazı tarzda intikal ettirir, şimdi bir hırsla istemenin iyi bir niyetin içinde, sevginin eserleri içinde bazen de şükranlığın içinde onun sana dokunduğu şekilde ulaştırır. Ama her şey ona aittir ve hiç bir tarzda senin değildir. Tanrının bundan sonra sonuçlandırdığı her şeyi, tümünü onunki olarak gör ve senin diye mütalaa etme. 


Sen kendinden kurtulduğun ölçüde kendine egemensin ve kendine ne kadar çok egemensen, keza o kadar çok kendi kendininsin ve ne kadar çok kendi kendininsen, Tanrıyı o denli çok kendine mâl edersin ve Tanrının yarattığı her şey senin mülkündür. Eğer Tanrının içinde bütün avuntuyu ye sevinci bulmak istersen, tüm yaratıklardan sana gelebilecek olan bütün avuntuyu dışlamaya bak. 



Ruhun iki yüzü vardır, yukarı yüzü her zaman Tanrıyı görür ama diğer yüzü aşağıya bakar ve duyulan irşat eder ve yukarı yüz ruhun içinde en yüksek olanıdır ve sonrasızdır, onun zamanla bir alışverişi yoktur ve zaman ve cismanilik diye bir şeyi bilmez. Bize ait olan en gerçek şey kendi kendimizin olmadığımızı ve kendi kendimize ait olmadığımızı anlamamızdır. İnsan Tanrıya dinginlikten daha sevilir bir şeyi sunamaz. Uyanık kalmak, oruç tutmak ve dua etmek gibi şeylere Tanrı dikkat etmez dinginlik karşısında. Tanrının kendisine dingin bir yüreği vermemizden daha başka bir şeye ihtiyacı yoktur. 
 

Tanrının yakınına gelen bir kimse değişir. Bir kimse o kadar acınacak halde olsa bile, onu Tanrıya getirirsek, mahiyetini degiştirir. Bunun için bir benzetme yapalım: Eğer bilgeliğe sahipsem ben yine de o değilim. Ben bilgeliği  kazanabilirim onu yitirebilirim de ama Tanrının yanında olan şey Tanrıdır onun bir şeyi yitirmesi mümkün değildir. Eğer Tanrı o denli cüz'i olan bir şeyi içinde değiştirirse kendi suretiyle donattığı ruha ne bahşetmez ki.

Bir kimse her zaman yalnızsa o Tanrıya layıktır ve bir kimse her zaman kendi kendinin yanında vatanında ise onun için Tanrı oradadır ve bir kimse her zaman şimdiki zamandaki bir şimdinin içinde bulunursa, onun içinde Tanrı baba oğlunu kesintisiz doğurur.





Kim üzüntüsüz, saf ve temiz olmak isterse, o tek bir şeye sahip olmalıdır: İç yalnızlığına..









Yorumlar

Popüler Yayınlar