"İnsan ve Zamanın 600 ayak ötesinde" Torino Atı
Az Elso Nap (Birinci Gün)
Çelimsiz bir kız. Bir baba (Ohlsdorfer) Kıraç topraklar. Ve susku.

Film devam ediyor. Kız babasının üzerini çıkarıp değiştiriyor. Babanın olmayan bir eli ve kızın ellerinin babanın üstündeki tahakkümü. Babanın kıza bakışlarına yoğunlaşıyorsunuz. Baba kızıyla göz göze gelmek istiyor mu bilmiyorum ama kızın asla babasıyla göz göze gelmek istemeyişi. Bir Tanrı heybetinde babası. Hegel’ in Efendi-Köle diyalektiği sergileniyor gibi.
Baba Ohlsdorfer’in gözleri. Sıcak sıcak, üfleyerek yemesi. Gözü dikkatimi çekti. Nietzsche’nin gözlerinin şaşlığını andırıyor gibi bir gözü kıza, bir gözü aşağı bakıyor. Yemek biter, oturur ve pencereden izler. Pencere metaforik olarak sonsuzluğu imgeler bende. Çıkış noktasıdır ölüm dünyadan sonsuzluğa ulaşmak için.
Rüzgar sesi gerilim müziği gibi. Artık yatarlarken kızın
yüzünü yıkayarak yatmaya hazırlanması ilginç geldi sanki uyku küçük ölümdür bu
ölüme yıkanarak gireceksin.
Babanın kızına sesleniş şekli: Hey sen! Dikkatimi çekti. Aralarında biyolojik bir bağdan başka duygusal bir nokta yok gibi. Mekanik bir ilişki. Sanki fazlalık gibi. Ya da babanın kendisini efendi hissetmesini sağlayan bir köle. Kölenin varlığı olmasaydı EFENDİ olur muydu? Parantezi kapatmadım.
Ağaç Kurtları sahnesinde kız ve baba konuştuktan sonra
babanın pencereye kızın tavana baktığı ayrıntısı veriliyor. Genç-Yaşlı
diyalektiği, iki cepheden.
Amasodık Nap (İkinci Gün)
Kız kuyudan su almaya çıkar. Kızın evdeki bütün işleri yüklenmesi kadının Ataerkil toplumunun özeti gibi. Kız babanın üstünü çıkarıp değiştirirken yine aynı dikkatli bakışlar. Paltolar, yaşam dönsüsü ve hep bir emir ver cümleleri babadan. Otoriteye itaatin yaratımı gibi.
Atı kırbaçlama sahnesi. Kırbaçlayan sahibi ve direnen atı.
Uzaktan bir yabancı gelir. İçki ister, kasabanın ve rüzgarın
durumundan bahseder. Gelen bir misyoner gibi geldi bana. Geldi vaazını verdi ve
çıkıp gitti. Ve ‘’Tüm bunlar insanın kendi hükmünün kendi hükmünü kendi
benliğinden önde tutması ile alakalı’’ söylemi hoşuma gitti. Ohlsdorfer ise
söylemleri karşısında reddeder ve saçmalık der. İyinin ve kötünün ötesinden
bahsedilir. Ya da bütün bunların Tanrı’nın önyargısı oluşundan.
AMOR FATİ (KADERCİLİK)
A Harmadık Nap (Üçüncü Gün)
At yemez artık. Küsmüş ve hüzünlüdür. Babanın kızına ‘’yiyecek’’ diyerek emretmesi. İlk çağdan beridir evcillik üzerine garip bir söylem gibi geldi.
Uzaktan bir şey göründü. Gürültülü. Gelenler Çingenelerdi.
‘’Leş kokulu pis köpekler derken’’ o üstün olma çabasını da Çingeneler üstünde
gösteriyor Ohlsdorfer. Baba gitmiyor kız mücadele veriyor önce sanki Tanrı’nın
hiçbir şeye müdahale etmediği inancı gibi. Kız elinden geleni yaptıktan sonra
kuyudan su almaya çalışan Çingenelere karşı elinde baltayla baba çıkıyor ve
küfrediyor. ‘’Siktirin gidin, orospu çocukları!’’. Çingenelerin ‘’Baba!’ çığlıkları. ‘’Su bizimdir, dünya bizim, zayıfsınız!
zayıfsınız!’’ sahilenişi.
A Negyedık Nap (Dördüncü Gün)
At hâlâ hüzünlü. Kız ata su içmesi için yalvarıyor. Gitme vakti geldiğinde eşyalarını topluyorlar. Hazırlanıp terk edeceklerdir. Öfkeli bir fırtınaya karşı ne kadar direnebilir insan. Yola çıkarlar. Bundan sonra ne olacak acaba derken. Gidiş yolu dönüş yolu olur ve geri dönerler.
Az Otodık Nap (Beşinci Gün)
Su yok artık. Ohlsdorfer içki alır. Masada çok az kalan
içkileri bir süre ekranda kalır. Sona geliniyor artık der gibi.
2:13- Ata yakın giriş.
‘’ölümsüz bir ad
bağışlayacağım oraya’’
BU KARANLIK DA NE BABA?
Nietzsche:
"Ey büyük yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı, nice olurdu senin mutluluğun! On yıldır mağaramın üstüne yükselir durursun: ışığından ve yolculuğundan bıkardın ben olmasaydım, kartalım ve yılanım olmasaydı!"
Ölüm sessizliği eve çökmüş durumda.




















Yorumlar
Yorum Gönder